Editör Masasından – Enflasyon: Tüketiciler ve Kaybedenler İçin Bir Kılavuz

Dünyanın gidişatını anlamaya çalıştığımız zamanlar olur; haberler çoğalır, tartışmalar sertleşir ve cebimize giren parayla çıktığı hız arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha derinleşir. Bu kitabı ilk gördüğümde, tam da böyle bir zamanda olduğumuzu düşünüyordum. Ekonominin teknik bir uzmanlık alanı olmaktan çıkıp herkesin gündelik hayatını belirleyen sert bir gerçekliğe dönüştüğü bu dönemde, elimde tuttuğum metnin yalnızca “güncel” değil aynı zamanda ertelenemez bir kitap olduğunu hissettim çünkü bu kitap, enflasyonu ve ekonomik krizi soyut kavramlar üzerinden değil, iktidar, sınıf ve siyasal tercihler üzerinden okuyor. Hayat pahalılığının neden bir “doğa olayı” gibi sunulduğunu, paranın değer kaybının neden hep aynı kesimleri vurduğunu ve kriz zamanlarının kimler için yıkım, kimler için fırsat anlamına geldiğini adım adım gösteriyor. Okura, “bunlar kaçınılmaz” denilen her şeyin aslında belirli kararların ve güç ilişkilerinin sonucu olduğunu hatırlatıyor.

Kitapta en çok önemsediğim şeylerden biri, enflasyonun yalnızca fiyat artışlarıyla sınırlı bir mesele olarak ele alınmaması. Enflasyon burada emeğin değersizleşmesi, borcun kalıcılaşması ve belirsizliğin bir yönetim aracına dönüşmesiyle birlikte düşünülüyor. Devletlerin ve küresel aktörlerin krizi nasıl yönettiği, bu süreçte bedelin neden çoğunlukla sıradan insanlara ödettirildiği açık bir dille tartışılıyor. Grafiklerden çok hayatlara, teorilerden çok gündelik deneyimlere yaslanan bir anlatı bu.

Davos’ta dünyanın en zenginleri bir araya gelip küresel ekonominin geleceğini konuşurken bu kitabın neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha düşünüyorum. Bu kitap, o salonlarda konuşulan “istikrar”, “büyüme” ve “piyasa güveni” gibi kavramların, aşağıda nasıl bir güvencesizliğe ve yoksullaşmaya karşılık geldiğini görünür kılıyor. Yukarıda kurulan düzenin, aşağıda nasıl bir bedel ürettiğini saklamadan anlatıyor. Trump gibi figürlerin yeniden sahneye çıktığı, herkesi vergilerle, ticaret savaşlarıyla ve yaptırımlarla korkutarak kendi dünya düzenlerini kurmaya çalıştığı bir dönemdeyiz. Kitap, bu yeni-eski siyasetin ekonomik arka planını da ihmal etmiyor. Popülist söylemlerin, “önce biz” politikalarının ve korumacılık iddialarının, gerçekte hangi çıkarları koruduğunu ve kimleri dışarıda bıraktığını sorguluyor. Ekonomik krizlerin nasıl otoriter eğilimleri beslediğini ve korkunun nasıl bir yönetim aracına dönüştüğünü net biçimde ortaya koyuyor.

Ben bu kitabı, yalnızca ekonomiyle ilgilenen okurlar için değil; markette etiketlere bakarken durup düşünen, geleceğini planlayamayan, emeğinin karşılığının her geçen gün biraz daha eridiğini hisseden herkes için önemsiyorum çünkü bu kitap, rakamlardan çok yaşadığımız hayatadair bir şey söylüyor. Okuru edilgen bir kabullenişe değil, anlamaya ve sorgulamaya davet ediyor. Bu yüzden telifini almayı bu kadar istedim. Bu yüzden bu kitabın Kadim Yayınları kataloğunda yer alması benim için sadece bir yayıncılık başarısı değil, aynı zamanda kişisel bir editöryal duruş. İyi kitaplar dünyayı hemen değiştirmeyebilir ama bakış açımızı değiştirir. Bazen de bakıştaki küçük bir kırılma, büyük bir itirazın başlangıcı olur.

Elvan Aytekin

Yönetici Editör

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir